Martı Jonathan Livingston
Kitap Arka Kapak:Durgun denizin minik dalgacıkları üzerinde, güneşin altın gibi ışıldadığı pırıl pırıl bir sabahtı. Sahilden bir mil uzaklıkta, denizi kucaklarcasına ilerleyen bir balıkçı teknesi, martılara kahvaltı zamanının geldiğini haber veriyordu. Binlerce martı, bir lokma yiyecek için mücadeleye girişmişti bile. İşte zor bir gün daha başlıyordu.

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Richard Bach’ın önce üç bölüm yeni baskısında ise dört bölüm olarak yayınladığı Martı Jonathan Livingston öykü türünde bir kitaptır. Epsilon Yayınları’ndan çıkan ve yaklaşık 150 sayfa olan bu öykü çıktığı andan itibaren büyük bir ilgi görmüş  sayısız dile çevrilmiş ve gördüğü bu ilgi sayesinde birçok kez yeni baskısını yapmıştır.

Martı Jonathan’ın yaşadığı martı sürüsü tüm gününü sahilde pinekleyerek ve balıkçı teknelerinin attığı birkaç parça bayat ekmeği kapabilmek için birbiriyle mücadele ederek geçirir. Onlara göre martıların tek bir amacı vardır o da tüm gün boyunca karnını doyurabilmek için uğraşmaktır. Bundan başka bir şey yapmak doğalarında olmadığı gibi birazdan göreceğimiz üzere kesinlikle cezalandırılmalıdır. Fakat Martı Jonathan’ın istediği tek bir şey vardır hayattan o da mutlu olmak. Ona göre mutluluğun ise tek bir yolu vardır: Mümkün olduğu kadar hızlı uçabilmek. Bunun için sahilden uzakta sürekli alıştırmalar yapar. Sürekli kendisiyle yarışır. Her gün daha iyiye gider. İyiye gittikçe daha fazla mutlu olur ve daha fazla çalışır. Gününü yemek bulmak için harcamaz. Sadece daha iyi daha kıvrak daha hızlı uçabilmek için harcar. Tek amacı budur. Gökyüzüne yükselebildiği kadar yükselir taklalar atar kanatlarını gösterişli bir şekilde açar uzaklara gidip geri gelir… Karnı açtır ama çok mutludur. Bundan inanılmaz keyif alır.

Maalesef Jonathan’ın bu mutlu günleri fazla uzun sürmez. Bu durum önce anne-babasının ardından Yüce Martı Konseyi’nin tepkisini çeker. Anne-babası her ne kadar çocuklarının gününü boş boş uçmak yerine yemek bulmayla geçirmesini istese de Martı Jonathan aldırış etmez ve uçuş yeteneklerini geliştirmeye devam eder. Ardından Konsey toplandığında Martı Jonathan’ın yaptıklarından martı sürüsünün duyduğu utanç başkan tarafından dile getirilir ve Jonathan sürüden kovulur. Sürüden kovulan bir martının tek bir seçeneği kalır: Sahilden çok ama çok uzaklardaki kayalıklarda ölene dek tek başına yaşamak…

Martı burada tek başına uçuş yeteneklerini geliştirmeye devam ederken yeni yeni alemler keşfeder ve böylece yeni arkadaşlıklar edinir. Edindiği arkadaşları ona farklı uçuş teknikleri gösterdikleri gibi yeni yiyecek kaynakları da gösterirler. Martı Jonathan artık tüm zamanını kendini geliştirmek için harcamaktadır. Kendini bir martının hayal edebileceğinden de öte uçuş becerileriyle donatan Jonathan yıllar yıllar sonra doğup büyüdüğü kıyılara geri gelir ve burada martılara çok fantastik gelecek türden uçuş hareketleriyle martıları etkilemeye başlar. Önce kendisi gibi kayalıklara kovulan martıları kendisine öğrenci edinmeye başlayan Jonathan yavaş yavaş kıyıda huzursuzluğa neden olur. Öğrencileri fazla sayıya ulaşır zamanla. Martı Jonathan’ın öğrettiği şeyler o kadar etki yaratır ki diğer martılar üzerinde kendisi artık kutsallaştırılmaya başlar ve İlah olarak kabul edilir. İyice yaşlandığı ve uçuş denemeleri yaptığı bir gün de Martı Jonathan hayatını kaybeder.

İşte kitabın sonradan yazılan Dördüncü Bölüm’ü Martı Jonathan’ın ölümünden sonrası üzerine bazı toplumsal mesajlar vermek üzere yazılır. Kitabın ilk üç bölümü sıradan bir öykü özelliğini taşımaktayken dördüncü bölüm kendı çapında siyasal ve toplumsal bazı mesajlar taşımaktadır. Martı Jonathan’ın ilk ve en becerikli öğrencisi olan Martı Flynn hayatının geri kalanını genç martıları eğitmek ve Martı Jonathan’ın öğretilerini yaşatmak üzere geçirmek ister. Başlarda işler Martı Flynn’in istediği gibi gitse de zamanla Martı Jonathan’ın fiziksel özellikleri ile ilgili meraklar onun fikirlerinin düşüncelerinin ve öğretilerinin önüne geçmeye başlar. Başlarda Jonathan’ın düşünceleri çok etkileyici ve uygulanabilir bulunur ancak bu derece çok çalışmak martıların işine gelmediği için merak ettikleri şeyler de onun nasıl başarılı olduğu genç martılara öğütlerinin neler olduğundan ziyade kanatlarının uzunluğu gözlerinin renkleri ayaklarının şekli gibi şeyler olmuştur. Martı Jonathan gibi çalışmak ve kafa yormak değil dış görünüş olarak Jonathan’a benzemek daha önemli olur hale gelmiştir.

Zamanla Martı Flynn de hayatını kaybettikten sonra Jonathan ile ilgili ritüeller önce Yüce Martı Konseyi Yasalarına zorunluluk haline girmiş ardından Martı Jonathan’ın öğretileri değil bu ritüellerin nasıl yapıldığı denetlenmeye başlanmıştır. Birkaç kuşak sonrasından itibaren Martı Jonathan sıradan bir martıdan öte bir Tanrı gibi lanse edilmeye başlanmış ve onun düşündüğü gibi düşünmekten ziyade örneğin mezarına en güzel taşı getirenin en değerli kişi olduğu kabul görmeye başlamıştır. ‘Jonathan gibi çok çalışmak’ değil ‘Jonathan’ın ruhuna ve mezarına hizmet etmek’ toplumsal statü için esas ölçüt haline gelmiştir.

Yazar burada toplumların da martılar gibi ülkelerin önderlerinin düşüncelerini ve öğretilerini değil onun önemli olmayan dış görünüşü hal ve hareketleri gibi noktalara sonradan daha fazla önem vermesine dikkat çekmeyi amaçlamıştır. Yazının sonunda yazdığı yazıda da yazar toplumların sonraki kuşaklarının önderler gibi çok çalışmak ve ülkesi adına bir şeyler yapmak zor geldiği için daha rahata kaçarak ona mümkün olduğu kadar saygı duymayı ve ritüelleri yerine getirmeyi öncelediği için önderlerin öğretilerinin süreklilik kazanamadığını vurgulamıştır.

Analist : Oğuzhan Koca Kurum : İnönü Üniversitesi
Bu yazı toplamda 782 defa okundu.

güvenlik Kodu
YORUMLAR
Bu bölüm şu an hazırlanmaktadır.
Bu bölüm şu an hazırlanmaktadır.