Kırmızı Saçlı Kadın
Kitap Arka Kapak: İlk aşk deneyimi bütün bir hayatı belirler mi? Yoksa kaderimizi çizen yalnızca tarihin ve efsanelerin gücü müdür? Orhan Pamuk, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan yeni romanı Kırmızı Saçlı Kadın’da bizi otuz yıl önce İstanbul yakınlarındaki bir kasabada liseli bir gencin yaşadığı sarsıcı bir aşk hikâyesiyle, büyük bir insani suçun peşinden sürüklüyor.

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Freud’un psikanalizinden, İran mitolojisi Firdevsi’nin Rüstem ve Sührab’ından ve de Sophokles’in Oidipus’undan derleme bir kitap desek yeridir. Hatta kitabı okumaktansa söylenilen mitleri okumanızın size daha çok şey katacağını söylesem abartı olmaz herhalde. Okurken Orhan Pamuk’un babasıyla ciddi sorunlar yaşadığını düşünmekten kendimi alamadım. Çünkü roman tamamen babanın oğlunu öldürmesi, çocuğun babayı katletmesi üzerine kurulu. Esasında Anadolu coğrafyasında yaşanmasını iğrençlikle karşılayacağınız, oidipus efsanesiyle ilintili olayları okuyunca bu kadarı da fazla diyeceğinize eminim. Kurgusal olarak birçok eksiğin olduğu romanda karakterlerin birçoğu havada kalıyor. Başta romanın asıl karakteri diye düşüneceğiniz bir kişiden romanın sonuna kadar bahsedilmiyor. Ve nasıl biteceğini okurken tahmin etmeniz hiçte zor olmuyor. Kısaca hikâye şu şekilde 16 yaşında kuyucu çırağı olarak çalışan ana karakterimiz o yaşta kendisinden yaşça büyük bir kadına âşık oluyor. Yaşadığı ilişkinin acısını yıllar sonra çeken genç, baba kompleksinden de bir türlü kurtulamıyor. Romanın konu olarak fazlasıyla muammada kalan yanını tekrar tekrar söyleyip birazda Orhan Pamuk’un hakkını vermek istiyorum

Yazarın daha öncesinde ‘’ Kafamda Bir Tuhaflık’’ kitabını da okumuştum. Açıkçası o romanını yeri gelmişken burada tavsiye edeyim çünkü ciddi manada kurgusu çok iyiydi. Kırmızı saçlı kadın adlı kitabın en sevdiğim yanı film gibi bir okuyuşta bitirebileceğiniz türden olması. Dili oldukça sade ve akıcı. Yani roman sizi sürükleyip zamanın farkına varmadan kendisini okutabiliyor. Ayrıca romanın içinde sadece bir yerde olan bir resim romana oldukça renk katmış keşke yazar bunu birkaç yerde daha yapsaydı dedirtmişti. Romana ismini veren kırmızı saçlı kadının romana son noktayı koyması da ayrı bir tat vermiş. Her ne kadar kurgusunu ve konusunu beğenmesem de dil olarak roman işte bir Nobel ödüllü yazarın kitabı dedirttiriyor.

Yapı Kredi Yayınlarından çıkan romanın kapağı daha ilgi çekici olabilirdi ama yine de ortalamanın üstünde. 195 sayfadan oluşan kitabın iç dizaynı da gözü yormuyor. Roman ayrıyeten kendi içinde üç kısımdan oluşuyor.

‘’ Pazartesi gene geleceğim’’ dedim gülümseyerek. Çantamdan çıkardığım Dante Rosetti’nin yırtılmış, yapıştırılmış kırmızı saçlı kadın resmini verdim. ‘’ Romanı yazacağını bilmek ise çok mutlu etti beni!’’ dedim. Bitince kapağına bu resmi koyar, birazda güzel ananın gençliğini anlatırsın. Bu kadın, bak, biraz benziyor bana. Tabii romanına nasıl başlayacağını sen daha iyi bilirsin ama kitabın, benim son sahnemdeki monologlarım gibi hem içten hem de bir masal gibi olmalı. Hem yaşanmış bir hikâye gibi sahici, hem de efsane gibi tanıdık olmalı. O zaman yalnız hâkim değil herkes anlar seni. Unutma, aslında baban da yazar olmak istemişti.’’

Analist : M.C. Kurum : İstanbul Üniversitesi
Bu yazı toplamda 900 defa okundu.

güvenlik Kodu
YORUMLAR
Bu bölüm şu an hazırlanmaktadır.
Bu bölüm şu an hazırlanmaktadır.