Fütuhat-ı Mekkiyye 1
Hamd, şeyleri bir yokluktan ve yokluğun yokluğundan var eden ve şeylerin varlığını kelimelerinin yönelişine dayandıran Allaha mahsustur. Bu sayede onların yaratılmışlığını ve Hakkın kadimliğinden kaynaklanan özelliklerinin sırını öğrendiğimiz gibi Allahın bize bildirdiği kadimliğini de öğreniriz. Münezzeh Allah, zuhur edip izhar ederek zahir olmuştur, batın kalmamıştır; fakat (aynı zamanda) batın olmuş ve batın kılmıştır. Kulun varlığı, öncesinde de sabit iken, Onun için el-Evvel (ilk) ismini sabit kılmıştır; yok oluşun ve yoksunluğun takdir edilmesi ise daha önce de sabit iken, Hak için el-Ahir (son) ismini sabit kılmıştır.

 

 

Vahdet-i vucud anlayışının temsilcisi olan ibn-i Arabî futuhat-ı mekkiyye adlı bu önemli ve manevi açılımlar ve ilhamlar açısından devasa olan bu eserinde insanın başlangıçtan sona kadar olan manevi seyrini yalın açık ve anlaşılır bir dille ele almis ve sanki bu kitapla insanın eşref-i mahlûkat olmanın sırlarını, o yolun gizli anahtarlarını veriyor adeta. Ayrica İbni Arabinîn  mekkede aldığı ilahi ilham araciligiyla bu eseri kaleme almış olduğu da eserin her bir satırına aksetmis adeta.

Çünkü eserde geçen tüm bilgiler sadece ilahi ilhama mazhar olan bir insanın kaleme alabileceği ve sadece misal âlemin gizli sırlarına vakıf olan bir kişinin yazabileceğini muazzam nitelikte derin bir eser. İbni Arabinin bu veciz eserinde en çok dikkatimi çeken kısım harfler ve birtakım sureler hakkında vermiş olduğu veciz bilgiler oldu.

Eseri okurken her ne hikmetse sanki bunu kendisi yazmamış da kendisine yazdırılmış hissi verdi bana. Ki nitekim baktığımız zaman eserlerinde kendisinin ilahi ilhama mazhar olduktan sonra bunları kaleme aldigi ni soylemesi onun kullandığı üslupta apaçık bir şekilde görülüyor. Bu eseri hususi olarak tasavvufla ilgilenen, umumi olarak ta belli bir seviyeyi yakalamış olan tüm din kardeşlerin tavsiye ediyorum ki baktığı her şey de ilahi azametin derinliğini müşahede edebilsin diye.

Yıldız BOĞA
Uludağ Üniversitesi

Analist : Kurum :
Bu yazı toplamda 917 defa okundu.

güvenlik Kodu
YORUMLAR
Başlık : Fütuhat-ı Mekkiye 1
Ad : Zeynep Doğruyol

Yıldız Hanım, mesela Arabi "Fususul Hikme" adlı kitabını da Resulullah’ı rüyasında görerek (Rüyasında gördüğü kişinin Hz.Peygamber olup olmadığını nasıl biliyor,o da ayrı bir soru) kendisinden bu kitabı yazmasını istediğini, bu kitabın nefis arzularından münezzeh ve içine fesat karışmamış olan en kutsi makamdan indirildiğini söylüyor.Ve vahyi ikiye ayırıyor. Risâlet vahyi ve velâyet vahyi.Risâlet vahyinin son bulduğunu ancak velayet vahyinin devam ettiğini kendisine gelenlerin bunlardan biri olduğunu anlatıyor..Müslümanlar şunu çok iyi bilir ki kudsi makamdan indirilmiş yegane kitaplar, Peygamberlere gönderilmiş vahiydir..Bunun dışında herhangi bir kişinin mevki ve sıfatı ne olursa olsun yazmış olduğu kitap için “Bu kitap bana yazdırıldı, bu kitap en kudsi makamdan indirilmiştir bu kitap Allah tarafından indirilmiştir gibi ifadelerin kullanılması tevhid anlayışına terstir.Bu durum Allah’ın kitabı ile kendi yazdıklarını aynı konuma getirmektir.O zaman Arabinin kitabı da tartışılmaz anlamına gelir. Ve daha bir çok İslama aykırı fikir..Sözlerimi İbn Haldunun şu sözleriyle bitireyim: “Bu sufilerden İbni Arabi ve onun yolundan gidenler açıkça küfürdedirler. Çirkin bid’atlarla açık nassları en çirkin tevillerle doldurmuşlardır.İnsan ,onlara baktığı zaman bu tevilleri İslama veya şeriata nispet etmekten utanır."

Tarih : 23.11.2015 21:40:47
Başlık : Cevap
Ad : Yıldız boga

Haa bir de tabi ki İbni Arabî bunu kendisinin aldığını söylüyorAyrıca velayet nübüvvet konusunda hakim kırmızının - hatmul velayesine müracaat edebilirsiniz.

Tarih : 15.11.2015 11:49:43
Başlık : Cevap
Ad : Yıldız boga

Zeynep hanım öncelikle teorik olarak ele alacak olursak bir kişinin Allah Teala'dan bilgi alması hepimizin malumudur ki gerçek bir durumdur. Allah Teala'dan bilgi almak mümkünse ki peygamberlere verilen bilgi vahyi bilgidir. O zaman teorik açıdan düşündüğümüzde Allah Teala'nın bir başka kuluna bilgiyi vermesi de pekala mumkundur. Allah Teala'nin kulu ile olan bu -tabiri caizse- bağ kurma konusunda hepimiz mutabıkız. Bu konuda hiçbirimiz hayır Allah kul ile bir iletişimde bulunmaz diyemeyiz ki o zaman vahyi toptan reddetmiş oluruz. (Ki nitekim ayette Allah Teala'nin ben kuluma şah damarından daha yakınım. Bana dua edenin duasını kabul ederim.) gibi Allah Teala'nin kuluyla bir bağ içerisinde olduğunu hepimiz biliyoruz. Sizin sorduğunuz soruda anladığım kadarıyla ilhamin pekala mümkün olup olmadığı ve eğer mümkünse bunun peygamberlere gelen vahiyden nasıl bir ayrıma gittigi konusudur. Öncelikle vahiy ve ilham arasındaki ayrıma gidecek olursak ya da peygamber ile veli arasındaki ayrıma gidecek olursak peygambere gelen vahiy onun nubuvvetiyle sabittir ve ona Allah Teala tarafından verilen vahyin hem lafzı hem de manası Allah Teala tarafından verilir. Ve tabi peygamberlik makamı gibi peygamberlere gelen vahiy de vehbidir. Yanı tamamen Allah Tealanin ona takdir etmesiyle olur. Yanı kesbi değil vehbidir. Ama öte yandan veliye baktığımızda ise onun veliligi ise velayetle sabittir. Ve kendisine gelen ilham ise belli bir riyazet ve mucahede..vs neticesinde ve tabi ki Allah tealanin ona takdir etmesiyle kalbine bir ilham vermesi neticesinde buna yani ilhama mazhar olur. Yanı velinin velayeti bir yönüyle kesbidir. Yanı kisinin bunu elde edebilmesi için çabası da gerekmektedir. Onu kesbetmesi gerekiyor. Nitekim kelam kitaplarına baktığımız zaman kerametine hak olduğunu da aşikar olarak görmemiz pekala mümkün.( bkz. Nesefinin akaid kitabı) ve tabi ki bu konu üzerinde Ebu Nasr es-Serrac in - el - luma,( keramet mucize konusu, hucvirinin - kesfu l- mahcubunun fırkalar bolumunde vs) gibi klasik eserlerimize bakarsanız ordan daha ayrıntılı olarak bu konular ele alınmıştır. Ben bur da size sadece muhtasar bir şekilde anlatıyorum.) Nitekim yine kuranı kerimdeki ayetlerimize baktığımız zaman Allah Teala'nin peygamber olmadığı halde kendisine kalbine vahyetmesinden bahsettiği birçok kişi var ki bunlardan biri hz. Musanin annesi. Hz musanin annesi bir peygamber mıydı? Hayır değildi tabi ki . ama Allah Teala kendisine Hz Musayi bir yere koyup onu nehre bırakmasını soyledi. Ve o da bu kalbine gelen ilahi ilhamla Allah Tealanin dediğini yaptı. Bu ayetten de anlaşılması gereken peygamberler dışında Allah tealanin kendisine ilham ettiği bir takım insanların varlığından bahsetmemiz mümkündü ki bunlar gerek veliyullah, gerek siddiklar olsun içinde bulundukları makama gore farklı isimlendirmeler alır. Bir de vahiy ile ilham arasındaki bir farka daha değinmek gerekirse o da bağlayıcılık yönündedir. Şöyle ki peygamberlere gelen vahiy bağlayıcılık bakımından hüküm doğurur ve herkesi bağlar. Ama velilere gelen ilham o kisinin sadece kendisini bağlar ve diğerleri için bağlayıcılık doğurmaz. Ayrıca velinin kalbine gelen ilham bir haldir yanı Allah Teala'nin onun kalbine o anda ilka etmesiyle meydana gelir. Ve tabi ki hal olduğu için geçicidir. Yanı makam gibi kalıcı değildir. ( ben size sadece muhtasar şekilde geçtim daha ayrıntılı bilgi için süleyman uludağ hocanın bir bilgi kaynağı olarak tasavvufta keşfin değeri adlı makaleyi okuyabilirsiniz.)

Tarih : 15.11.2015 11:48:50
Başlık : Fütuhat-ı Mekkiye 1
Ad : Zeynep Doğruyol

Yıldız Hanım,öncelikle bu kitabın analizini bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim. Cümlenizden anladığım kadarıyla eserin İbn Arabi'ye ilham ile yazdırılmış olduğunu düşünüyorsunuz. Bence bu düşünce ile çok yanlış sonuçlara varabilirsiniz. Bu söylediğiniz sadece peygamberler için geçerli olan bir durum. Kitabın Mekke'de kendisine ilham ile yazdırıldığını İbn Arabi kitabında kendisi mi söylüyor? Acaba İbn Arabi'nin "İlham" ile neyi kastettiğinden de bize biraz bahseder misiniz?

Tarih : 11.11.2015 23:08:22
Bu bölüm şu an hazırlanmaktadır.
Bu bölüm şu an hazırlanmaktadır.