Uyumsuzlar
Kitap Arka Kapak: Türk hikâyeciliğinin yaşayan büyük isimlerinden Rasim Özdenören’in yeni kitabı Uyumsuzlar, büyük ustanın son dönemde yazdığı öykülerin yanı sıra, yıllar önce yazılıp bir kenarda kalmış ve yayınlanmamış bazı öykülerini de içeriyor. Özdenören’in benzersiz üslubuyla insan hallerini, aşkı ve uyumsuzları anlattığı öyküler, edebiyatımızı bir adım daha ileriye taşıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hikâyelerin sonu olmaz ama sanki bu hikâyeler biraz fazlaca yarım kalmış. Vedası olmayan ayrılıklar misali son söz unutulmuş gibi ama sanki en başında söylenmiş, öyle karmaşık öyle uyumsuz.  Belki benim zamansız zamanlamalarıma gelmişti bu satırları okumak ama aradığımı bulamadım. Doyumsuz bir tesellim ki bir yerlerde kalemimin ucunun değmediği hikâye kalmadı.  Bu benim için kâfi geldi, değil miydi ki misafir umduğunu değil bulduğunu yer. Bir yerlerde gönül telime takılan tek kelime dahi varsa o kitabında üzerime hakkı düşmüştür. Öyle ya dostlar her beklediğiniz, beklentiniz yerini bulmaz. Kurguda değil de duyguda yer bulmak isteyen, az biraz karamsarlık tüttürmek isteyenleri bekleyen satırlar, Uyumsuzlar.

UYUMSUZLAR

“Sözcükler ortalığa saçıldı.

Sözcükler soyut medlullerden ibaretti. Çukurdaydı.”

“Bu duyguyu kaç kez yaşadım: her şeyin değiştiği, her şeyin yerli yerinde duruyor görünmesine rağmen hiçbir şeyin o eski kendi olmadığı…”

ADIMLAR

“Her şeyin her şeyle gittiği ya da hiçbir şeyin hiçbir şeyle gitmediği bir yerde kimsenin kendinden başka hiçbir şeyi ve hiçbir kimseyi düşünecek hali yok. “

ÖLÜ DÜNYA

“Anıların ortasından geçen, dönüp kıvrılan, geçmişe ilmek atan damarlar: yollar, izler:…”

“Balık gözlerinde ölmüş ve geleceksiz ve geçmişsiz bir dünyanın ölüsü yatardı… 

Ölü dünya öte dünya demek değildi. Onda teselliye yer yoktu… Onda dövünme yoktu…”

“Senin odan boşlukta mekân tutar mı?”

BALKONDAKİ FISILTI

“Ne zaman ona doğru elimi uzatsam elim boşlukta kalıyor. Her günüm Cuma oluyor. Her Cuma ona selam gönderiyorum.

,bir de kulak zarı onun sesine ayarlanmış olarak duran aşığın kulağı…

Bütün o uzak tren yolculuklarından sonra, bütün o dağ taş demeden kendini yola vuran serserinin yorgun omuzlarında taşınamaz ağırlıktaki sevginin çıldırtıcı gölgesinde işitilen fısıltı… Asırlar önce bu ses yanan çalılıkların arasından işitilmişti… Belki hala yüzyılların gerisinden o fısıltıyı işittiğim. Acaba başımı çevirsem miydi? Acaba başımı çevirdiğimde onu görecek miydim? Bu fısıltı eğer bir rüyaysa bütün ömrüm bir kez daha mahvolabilirdi. Kimse bilmese de… Kendim bile bilmesem de… Rüyanın beni aldatmışlığına mı yanmalıydım o zaman, yoksa yalan bir rüyayı rüya sanmışlığıma mı, yoksa rüyalarda görülen yalanlara mı? Hayır, bunu asla sınamak istemiyorum. Çünkü sevgili sınanmaz. Sınanmamalı….

Her şeye rağmen neşelenmem lazım.”

CESET

“acılar aklımın uzak köşeleri”

Analist : Betül Sümeyye Us Kurum : İnönü Üniversitesi
Bu yazı toplamda 515 defa okundu.

güvenlik Kodu
YORUMLAR
Bu bölüm şu an hazırlanmaktadır.
Bu bölüm şu an hazırlanmaktadır.