Milenaya Mektuplar
"Toplumsal trajedileri sembolik bir dille anlatmasıyla tanınan, dünya edebiyatının öncü isimlerinden biri olan Franz Kafka ve gazeteci-yazar Milena Jesenska’nın yolları, Prag’da bir kafede kesişir. O tarihlerde nişanlı olan Kafka’nın, anadili Almancayla yazdığı kitaplarını Çekçeye çeviren ve Ernst Pollak ile evli olan Milena Jesenska ile bu tanışmadan sonra başlayan mektuplaşmaları, zamanla karanlık ve ümitsiz bir aşka dönüşür."

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kitap, tamamıyla Kafka'nın Milena'ya mektuplarından oluştuğu için özet yerine bu mektupların içeriğini irdelemeyi tercih ettim.

Milena'nın Kafka'ya mektupları birkaç tane dışında maalesef bulunamadığından Kafka ile Milena'nın ilişkisi bu mektuplarda saklı.

Milena'ya Mektuplar'ı okumadan önce Milena Jesenska ile ilgili bir biyografi okumuştum. Milena, “Baskın androjen kimliğiyle öne çıkan, bir kadına kıyasla fazlasıyla güçlü, gerçekçi, yardımsever, kararlı ve azimli bir direnişçi...” olarak yer etti bende. Kafka'nın onda bulduğu şeylerden çok azı bu bahsettiklerim...

İlk mektup “Size Prag'dan, sonra da Meran'dan yazmıştım. Gönderdiğim o pusulacıklara, karşılık beklemem yersiz.” diye başlıyor. Cevap alamayışına duyduğu hayal kırklığı Kafka için ilk fakat son da olmuyor. Milena evli ve mutsuz bir kadın iken Kafka nişanlısından Milena'ya duyduğu hayranlıktan dolayı vazgeçmiş bir adam.

Bütün mektuplar Milena'ya dair özneyi belirlerken 'siz' ve 'sen' arasında kalmış, hissiyatlarının -hiç görüşmeden salt mektuplaştıkları halde bu kadar içli olduğunu göz önünde bulundurarak- bir aşığınkinden çok daha fazlası olduğunu gözler önüne seriyor.

~ “Sütle tereyağı değil de sen mi gerekiyorsun bana?

Nedenlerin hiçbiri bunlar değildir belki ama güzel geçmiyor günlerim.”

~ “Sana bir kart yazdım, ama imzalayıp gönderemedim… Bir yabancıya yazar gibi yazamıyorum artık sana.”

Bütün mektuplarda dikkatimi çeken şey Kafka'nın Milena'ya gerçekten çok saygı duyuşu ve her geçen gün ona daha çok bağlanıyor oluşu oldu. Kafka gibi katmanlı bir kişiliği olan, hayatı boyunca acı çekmekten kurtulamayan birisi için bağlanmak son derece sökülmesi zor bir tutkal olmuştur şüphesiz.

~ “Çevrendekiler, o erişilmeyen bilgiçlikleri, hayvanca sersemlikleri (ama hayvanlar daha iyidir), iblisçe iyilikleri, insanı katil eden sevgileriyle senin için ne derlerse desinler Milena; ben Milena, ben senin haklı olduğunu biliyorum, ne yaparsan, nasıl davranırsan davran, haklısın; ister Viyana’da kal, ister buraya gel, istersen Viyana ile Prag arasında bocala dur, seni suçlayacak değilim. Sana inanmasaydım, ilgilenir miydim seninle? Denizin dibindeki avuç içi kadar yer suyun baskısına nasıl dayanıyorsa, sen de öyle dayanıyorsun Milena. Yaşam rezillik aslında, midemi bulandırır hep; yaşamla başa çıkacağımı, insanlara dayanabileceğimi ummazdım bugüne değin, utanç duyardım bundan ötürü, ama sen, bir şey öğrettin bana şimdi, dayanılmayacak gibi olan yaşam değilmiş meğer.”

Her cümlesiyle gerçek bir adamın kaleminden onun aşkıyla devleşip onun aşkıyla daha da güzelleşen Milena'yı okudum bu mektuplarda.

Kafka sevmeyi bilen bir adam,

Milena sevilmeye değer bir kadın olarak kalacak aklımda.

 

 

Analist : Gamze DÖNMEZ Kurum : İnönü Üniversitesi
Bu yazı toplamda 1239 defa okundu.

güvenlik Kodu
YORUMLAR
Bu bölüm şu an hazırlanmaktadır.
Bu bölüm şu an hazırlanmaktadır.