Posta Kutusundaki Mızıka
Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi. Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmediğinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? Hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? Acaba ‘insan’ denince hatırlanıyor muyuz?

 

 

 

"Sevgili Dost,

Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi?  Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi.

Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmediğinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? Hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? Acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?"

"Posta Kutusundaki Mızıka” unutulan mektubun kefaretidir diyor Ali Ural ve ekliyor; “Çok güzel bir adeti bıraktı insanlar ve bir suç işlediler. Bunun için bir kefaret lazımdı. Bu kefareti ben ödeyeyim istedim ve bu kitabı yazdım. Kitapta toplam 61 mektup olmasının sebebi hikmeti de budur. Nasıl bir insan orucunu bilerek bozduğunda onun için 61 gün kefaret orucu gerekiyor. İşte bu 61 mektup da mektup yazmak gibi güzel bir alışkanlığı bırakmamızın kefareti olsun istedim.” 

 "İnsan, ne yazacağını bilebilseydi hiçbir şey yazmazdı. O zahmete değecek bir şey olmazdı bu. Yazmak, insan yazsaydı ne yazardı, bunu öğrenme çabasıdır. Ancak yazdıktan sonra öğrenebiliriz bunu," der, Marguerite Duras. O halde ne duruyoruz, açalım yelkenleri! Rüzgar birazdan esmeye başlar. Bu sıcak Temmuz gecesinde bakalım kayığımız nereye gidecek?

Ünlü yazarların sözlerini mektuplarına kombinleyen Ali Ural şiirsel bir kefaretle karşımıza çıkıyor. Kitapları karalama kaidemi bozuyorum ben "Posta Kutusundaki Mızıka" ile. Okuyarak tadına doyulmayacak cümlelerin varlığını bir kez daha buluyorum bu mektuplarda. Hikayenin, romanın kahramanları kolaylık sağlıyor analizlerde bize. Peki ya denemeler? Deneme, adı üstünde daldan dala konar da yazar şaşırıp kalırsınız.

Biz de bir Kasım sabahı üşüyüp öğlesinde yanalım. . .  Yanalım yazmadığımız mektuplara. Neyse efendim zemzemin üstüne su içilmez diyerek sıyrılıyorum mektuplar ile aranızdan.

...

Sevgili Dost,

Öldükten sonra hatırlayacak mısın beni? Neler hatırlatacak ve nasıl hatırlayacaksın? Bir yıl sonra aklına gelecek miyim? Ya beş yıl sonra?

Montana'nın Choteau kasabası yerlilerinden 75 yaşındaki Billy Miller, on yıldır her sabah 11'de şehre iner, atını hep aynı yere bağlar,bütün gününü arkadaşlarıyla geçirdikten sonra, güneş batarken evine dönermiş. Günün birinde adamcağız ölmüş, atı da çiftlik arazisinde serbest bırakılmış. Miller'in ölümünün ertesi günü saat 11'e doğru atın şehrin yolunu tuttuğu görülmüş. Saat tam 11'de her zaman bağlandığı yere gelen at, bütün gün orda beklemiş ve gün batarken de çiftliğe geri dönmüş. At, bu günlük programını ölünceye kadar tekrarlamış.              

Ah, vefa! İnsan türünün en önemli özelliklerinden biriydin sen. Acaba  türümüzün başka hangi özelliklerini kaybettik, acaba hangi özelliklerini taşıyoruz; bir at daha göndersen.

Bu sabah kuş sesleriyle uyanıyorum.

Acaba "İnsan" denince hatırlanıyor muyuz?

Sevgili Dost,

Dün gece, çocukların yataklarında olduğu saatlerde, bir çocuk parkına gittim. Sokak lambalarından kaçan cılız ışıklar salıncaklarda sallanıyor, kaydıraktan kayıyor, tahterevalliye biniyorlardı. Ben parktaki bir banka oturunca kaçışıp tekrar lambalarına döndüler. Bunun üzerine salıncaklardan biri diğerinin kulağına eğilip bir şeyler fısıldadı. Kaydırakla tahterevalli de birbirlerine bakıp gülümsediler.

Bütün gözler üzerimdeydi. Kendimi suçlu gibi hissediyordum. Onlara dokunmadan oturarak yalnızlıklarını başlarına vuruyor gibiydim. Doğrusu bir salıncağa binmek için çok gecikmiştim. Belki "Kırılırsınız," diye ikna edebilirdim onları.  O zamanda tahterevalli ve kaydırak, kendilerine bir şey olmayacağını söyleyerek beni ikna etmeye kalkışmazlar mıydı!

En iyisi çantamı açmaktı. Daha kapağını kaldırır kaldırmaz, o anı bekliyormuş gibi fırladılar içinden ve dağıldılar parkın içine: Güçle hile yan yana iki salıncakta sallanıyor, tenkitle övgü tahterevallinin iki ucunda inip yükseliyor, hevesler kaydıraktan kayıyordu. Sabır, demirlere tırmanırken, suç ve ceza ebecilik oynuyorlardı. Teşekkür ve özüre gelince; onları yanımdan ayıramazdım. Birini sağıma, diğerini soluma oturttum. Uslu dururlarsa onları tahterevalliye bindireceğimi söyledim. Tahterevalliye kim yakışabilirdi onlar kadar!

 Ah, denge! Sevgiyle kadirşinaslığın, zarafetle takdirin, güzellikle ahlakın dengesi. Ayak vurularak erişilen bulutlar... Ne kadar nadir!

Ah, tahterevalli! Ey hayatın özeti! Kısa aralıklarla alçalma ve yükseliş. Güçlü ile zayıf arasında kurulamayan denge! Ey paylaşmaktaki heyecan! Senin için gelmiştim buraya. Beni ancak sen teselli edebilirdin!

Yoksa nasıl açıklardım suyun buz oluşunu, lezzetli mantarların cinayetlerini, saatine bakan yıldırımları, flaşları parlatan şimşekleri. Nasıl açıklardım hüznün delirişini?

İşte ay ve güneş tahterevallide. Güneş tepede ayaklarını sallarken ay güneşi heyecanlandırmanın keyfini yaşıyor. Güneşin yere değince ayakları, ay gökyüzüne nasıl da yakışıyor!

İşte tahterevallinin önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Aşk ve ihanet sıranın kendilerine gelmesi için sabırsızlanıyor, zulüm ve adalet ilk önce kim oturacak diye tartışıyor, hoşgörüyle kalabalık, hasretle vuslat, pişmanlıkla hoyratlık, cimrilikle cömertlik, vefayla nankörlük sırada bekliyorlar.

O da ne, enaniyet kalabalığı yararak ilerliyor. Ay ve güneşi tahterevalliden indirip, tek başına oturuyor bir ucuna ve öylece bekliyor aşağıda.

Sevgili Dost,

Tahterevalliye tek başına binen, aşağıda durmayı hak eder.

Sevgili Dost,

Gel ve yüksel!

....

"Sevgili Dost,

Yağmur korkuyu, çaresizliği ve yalnızlığı süpürüyor evimizden. Rahmet! Toprak kokusu geliyor penceremizden. Başlangıç topraktı, son da toprak. Üzülme güzel son, güzel başlangıçların olacak."

Mızıkanın mürekkebe takılan bir kaç tınısıydı bu alıntılar. Belki bir son belki bir başlangıç... O zaman çayımıza yağmur katıp iki satır kefaret de biz yazalım. . .

Betül Sümeyye US
İnönü Üniversitesi

Analist : Kurum :
Bu yazı toplamda 984 defa okundu.

güvenlik Kodu
YORUMLAR
Başlık : Posta Kutusundaki Mızıka
Ad : Ayşegül Toprak

Sayın Betül Sümeyye Us; "Posta Kutusundaki Mızıka" uzun yıllar başucu kitabım oldu. İçerisine koca bir hayatın sığdırıldığı bir kitap. Ve güzel tespitler yapmışsınız. Eminim hangisini yazayım diye de çok zorlandınız. Kitaptaki her yazı bir diğerinden daha dolu. Ben de bu vesile ile okunması gereken kitaplardan birisi olduğunu düşündüğümü ifade etmiş olayım.

Tarih : 11.11.2015 23:06:49
Bu bölüm şu an hazırlanmaktadır.
Bu bölüm şu an hazırlanmaktadır.