Realpolitik-Muhafazakarlık Karşıtı Yazılar
Ey kare yapılı, kara örtülü Kabeyi kıble edinip Hac ibadetinde etrafından tavaf eden/dönen Müslümanlar, o yaptığınız ibadetler hasıl olması beklenen bir şey varsa o da Müslümanlar arasında birlik, dayanışma, kardeşlik ve yardımdır.İşte bunu gösterme zamanı.Kara derili, kara saçlı, kara gözlü o sefil aç-biilaç çocukların göz göre göre ölüme gidişleri, o bakışları içinizi parçalamıyorsa, Kızıl Denizin hemen ötesindeki o kara örtülü yapının put olmanın dışında başka bir anlamı kalmamıştır, hemen hep beraber orayı yıkalım.Çünkü o artık vicdan diriltmiyor, vicdan karartıyor demektir.

 

 

 

''Dünyaya kazık çakmak veya “gök-delen” kuleler inşa etmek, modern seküler Batı uygarlığının hayat algısını ortaya koyan sembollerdir. “Eyfel Kulesi”, bunun iyi bir örneğidir. İstiğnanın, tekebbürün, böbürlenmenin sembolik işaretidir. Orta Çağda dinsel mimarinin örnekleri olan “minare” ve katedrallerin “kuleleri”, Tanrıya yönelmenin, O'nu yüceltmenin sembolü olarak gökyüzüne doğru sivriliyorlardı. Oysa bugünkü “gök-delenler”, Tanrıya meydan okumanın birer sembolüdür.''

Yazar, bu kitabında kendine özgü ve dikkat çeken üslubuyla Türkiye'deki askeri vesayetin yerini alan ''muhafazakâr'' vesayet sistemini eleştiriyor. Bunun yanında seküler kapitalizmin, ekonomizmin ve teknolojizasyonun yarattığı real politiğe olan tepkisini dile getiriyor. Kitap ''Türkiye'' ve ''Dünya'' olmak üzere iki bölümden oluşuyor.

İlk bölümde cemaatleşme olgusunun Türk toplumundaki pratiğinde gördüğü sorunları muzip bir dille eleştirirken, ''Bireysel hırsızlığı hoş görmezken, örgütlü hırsızlığı normal karşılayan bir tabiat''tan bahsediyor. ''Devlet malı deniz, yemeyen domuz.'' benzetmesiyle bu tabloyu daha anlaşılır kılıyor. 

İslam'da cemaatin(fırka) değil, cemiyetin(toplum) hedeflenmesi gerektiğinden bahsediyor. Cemaatleşmenin bir sonucu olarak ferdiyetin büyük ölçüde yıpratıldığından ve insanların kendi akıllarını kullanamayacak duruma geldiğinden yakınıyor.

Dindar gençlik yetiştirme hususunda gerek hükümetin gerek ebeveynlerin yeni nesile yaklaşımlarını eleştirerek onların mülkiyet değil, emanet olabileceğini anlatıyor.

Türkiye'nin siyasi devrimlerle oluşmuş bir ülke olduğundan bahsediyor ve ülkenin asıl talihsizliğinin; elinde silah bulunan kurumun siyasi erke bağlanıp, hukuk, din ve bilim kurumlarının özerkleştirilmesi yerine tam tersinin yapılması olduğunu söylüyor.

Fethullah Gülen hareketini, ''adalet peygamberi''nin yerini ''merhamet peygamber''nin alışını, ''Kürt sorunu''nu ve Türkiye'deki kimlik çatışmalarını, toplumumuzdaki lider kültünü, muhafazakârların emlak rantıyla imtihanını, dinin toplumsal ilkelerinin çarpıtılmasını, Allah ile aldatma söylemini eleştirel bir dille ele alıyor.

İkinci bölümde ise daha genel bir bakış açısıyla dünyadaki sorunların tespiti ve eleştirisi yapılıyor. Siyah Afrika'dan tutun, İslam'ın Batı'da yansımalarına kadar pek çok konu ele alınıyor.

Üzerinde durulan konuları oldukça ilgi çekici buldum ve  ciddi manada nokta atışı yapıldığını düşündüm. Üslubuna alışmam zaman alsa da, okunması ve üzerinde kısaca bahsedilen her konu üzerinde ayrı ayrı durulması gerektiği kanaatindeyim. Toplumda her gün karşılaştığımız ama konuşmaktan çekindiğimiz 'hassas konuların cesurca yapılmış eleştirilerini bulabilirsiniz bu kitapta.

Merve İsmihan İNAN

İnönü Üniversitesi

 

 

Analist : Kurum :
Bu yazı toplamda 830 defa okundu.

güvenlik Kodu
YORUMLAR
Bu bölüm şu an hazırlanmaktadır.
Bu bölüm şu an hazırlanmaktadır.