Tutunamayanlar
Tutunamayanlar, Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. Berna Moran, Oğuz Atayın bu ilk romanını "hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı" olarak niteler. Morana göre "Oğuz Atayın mizah gücü ve duyarlığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanları büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, eserdeki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır. "Küçük burjuva dünyasını ve değerlerini zekice alaya alan Atay, "saldırısı tutunanların anlamayacağı, reddedeceği türden bir romanla yazar."

 

 

Hayatın kıyısında kalanların buruk öyküsüdür tutunamayanlar. Sessiz çığlıkları barındırır bu kıyı. Yalnız tutunamamışların duyduğu çığlıkları… Oğuz Atay herkesi bu çığlığa davet ediyor. Ya bağıran ya dinleyen olarak bir parçası olmamızı istiyor. Başta hayret etseniz de kitabı tamamlayıp ‘son’ yazısını görünce fark ediyorsunuz ki ister istemez bu davete kulak vermişsiniz,bu kıyıda soğuk terler dökmüş ve sizde sesiniz kısılana kadar çığlıklara bürünmüşsünüz…

Böylesine etkili bir kitabın içeriği de oldukça farklı. Sıradan romanlardaki gibi olaylar, diyaloglar, görmeniz mümkün değil tutunamayanlarda.

Olay örgüsünden çok, tutunan ve tutunamayan olarak ayırdığı karakterlerinin psikolojik analizlerini, hayata karşı bıkkınlıklarını, marjinal hayal dünyaları ile birleştirerek hiçbir kurala bağlı kalmadan konuşma havası içinde okuyucuya sunuyor

Sayfaları çevirdiğinizde bir kitap bile okuduğunuzdan şüphe edebilirsiniz. Öylesine hayattan öylesine insandan kesitler barındırıyor.

Okuyucuyu yeteneksiz sayarak yazmak istediklerini sadeleştirme çabalarına girişenlere anlam  veremeyen yazarımız, bu kesitleri sunarken şarkıları, taşlamaları, şiir,deneme ve değinme gibi farklı anlatıları kullanıyor. Bu bölümler kimi zaman ustalıkla konuya iliştirilmiş, kimi zamanda bir o kadar ayrı düşürülmüş.  Aman dikkat edin, kaybolmayın okurken! Gerçi bu da pek mümkün değil. Her sayfa Labirentin kapağı gibi çıkmazlarla karşılasa da,tutunamayanlar ansiklopedisi yönünüzü bulmada rehberiniz olacaktır…

Her ne kadar okuyucuyu konudan koparan bir üslup takınılsada kitabın akıcılığı bu kopmayı oldukça güzel kamufle ediyor. Kişiler arası psikolojik geçişlerin ağırlığı okurken sizi dağıtıp başka şeyler düşünmeye sevk etsede tekrar konu içine hapseden satırlar birbiri ardına sıralanırken kitabı bitirdiğinizde sesinizin kısılmasında ne kadar şanslı olduğunuzu anlayıp ne kadar yol kat ettiğinizede hayret ediyorsunuz.

Mizahıyla ve sahip olduğu marjinal hayal gücüyle zihinleri zorlayan yazarımızın dikkatli bir okur yaratmaya çalışıldığı apaçık belli oluyor.

Bir öğretip bir sorgulamasıyla okuyucu- yazar oyunu içine giriyorsunuz adeta. Tıpkı birçok tutunamayanın bileşkesi olan Selim Işık karakterinin kendi kendine oynadığı oyunlar gibi. Onun boş ve sıkıcı derslerde oynadığı zaman sayma oyunu ya da otobüste durak sayma oyunlarından çok daha farklı sizin yazarla oyununuz. Çok daha ağır. Bu oyunlarla zamanın öyle geçip gitmesine izin veren karakter yerine sizinki zamanı kullanmak adına. Yada onun oyunları hayatı boş vermişlik temalıyken sizin ki tamamıyla tutunmayla ilgili tutunmayanların arasında. Böylelikle bu kitap her okuyucuda yeniden yazılıyor. Serüveni sonsuza kadar sürecek gibi görünüyor..

 

Tutunamayanlar’ın konusu ise kısaca şöyle

Düşünceleri ve sözü en çok edilen kahraman Selim Işık olsa da olay örgüsü Turgut Özben üzerinden anlatılmaktadır. Evli ve iki çocuk sahibidir. Mühendistir ve rahat bir hayatı vardır. Selim’in intiharından sonra, bir dönüşüm sürecine girecek kendi benliğini sorgulamaya başlayacak ve “özben” soyadını alacaktır. Mühendis Turgut Özben, arkadaşı Selim Işık’ın intiharını bir gazete haberiyle öğrenir. Çok sevdiği arkadaşının intihar haberi onu çok etkilemiştir. İntiharın sebeplerini araştırmaya başlar. Ölümünden kendini sorumlu tutar ilgisizliğinin sonucu arkadaşının öldüğünü düşünür. Selim’in birçok arkadaşına ulaşır. Her arkadaşı Selim’in bilmediği bir yönünü kendisine anlatır.Turgut ilk önce Selim’in arkadaşı Metin ile konuşur. Metin ona, Zeliha isimli bir kızı sevdiğini, Selim’in kendisine ‘Kızın ona uygun olmadığını’ söylediğini, kendisi de kızdan ayrıldığını, bir süre sonra Metin tekrar Zeliha ile yakınlaşsa da kızın ikisini de bırakıp bir başkası ile evlendiğini anlatır. Daha sonra Süleyman Kargı ile tanışır. Süleyman Kargı, ona Selim’in yazdığı şarkı sözlerinden bahseder. Bu sözleri ve açıklamalarını Turgut’la paylaşır. Esat’ın anlattıkları ise çok daha farklıdır. Tanıştıkları dönem de Selim’in bir lise öğrencisi olduğunu söyler. Çok akıllı, sürekli kitap okuyan birisi olduğunu anlatır. Sürekli kitaplar üzerinde tartışırlar. İlginç bir kişiliği vardır. Çok zeki olduğunu, birlikte sürekli Selim’in kendi icat ettiği oyunları oynadıklarını anlatır.Turgut’un son konuştuğu kişi Günseli isimli bir kızdır. Selim’in bir küs bir barışık olduğu sevgilisidir bu kız. Turgut’a Selim’in kırılgan, kuşkucu, geleceğe güveni olmayan, tedirgin biri olduğunu anlatır. Selim, Günseli ile evliliğe yanaşmamıştır. Ayrılırlar. Selim hastalanır. Ölüm korkusu sarmıştır tüm benliğini. Günseli’ye bir mektup yazıp intihar eder… Turgut tüm araştırmaları boyunca Selim’in farklı bir yönünü görüp öğrenmiştir. Onun hayata tutunamayan biri olduğunu düşünürken her araştırmada, Selimle birlikte kendini de yeniden keşfetmeye başlar. Özbenliğinin derinliklerine inmiştir. Ve kendini de bir tutunamayan ilan eder.  Kendiyle yüzleşmenin verdiği ıstırapla bir trene binip izini kaybettirir…

Kitaptan alınacak birçok ana fikir varken tanıtımımı en beğendiğim ve bence kitabın karanlıkları içinde en aydınlık kalan kısmına yer vermeden edemeyeceğim. ..

Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde; yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,dağlara dönmeli yüzünü insan. Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak; yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak. Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, gerçekleştirmeyi denemeli!Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,kendisinin bir sal olup da, o dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı. Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri; küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, birkaç durak önce inip servisten, otobüsten, yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; gördüğünü hissedebilmeli!Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,değerli olabilmeli hayat!İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!Başkasının yerine koyabilmeli kendini; ağlayan birine ‘Gül’, inleyen birine ‘Sus’ dememeli! Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; sevgisiz, soysuz kalarak!Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine… Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını… Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna, fırtınada boranda; öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın! Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği; bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli! Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı, bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı! Çünkü hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç çaresiz kalmamışsan; dermanı olamazsın dertlerin, ağlamayı bilmiyorsan; neşesizdir kahkahaların, merhaba dememişsen; anlamsızdır elvedaların… Ne, herkesi düşünmekten kendini; ne kendini düşünmekten herkesi unutmamalı! Bilmeli çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için… Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli! Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere..Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için! Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak! Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi; ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin, zaman bulabilsin; bir teşekkür, bir elveda için… Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten; ama herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan! Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi… Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı…

Tuğçe AYTİMUR
İnönü Üniversitesi

 

 

 

Analist : Kurum :
Bu yazı toplamda 1677 defa okundu.

güvenlik Kodu
YORUMLAR
Bu bölüm şu an hazırlanmaktadır.
Bu bölüm şu an hazırlanmaktadır.